15 TEMMUZ SONRASI KADINLARIN MARUZ KALDIKLARI HAK İHLALLERİ RAPORU

NEW RELEASE: HUMAN RIGHTS REPORTS TÜRKİYE – FEBRUARY 2026
16/02/2026
KANUNİLİK İLKESİ VE MESLEKTEN ÇIKARMA KARARLARI BAĞLAMINDA, ANAYASA MAHKEMESİ’NİN GÜNCEL YARGILAMALARDA ETKİLİLİĞİ SORUNU
29/03/2026
NEW RELEASE: HUMAN RIGHTS REPORTS TÜRKİYE – FEBRUARY 2026
16/02/2026
KANUNİLİK İLKESİ VE MESLEKTEN ÇIKARMA KARARLARI BAĞLAMINDA, ANAYASA MAHKEMESİ’NİN GÜNCEL YARGILAMALARDA ETKİLİLİĞİ SORUNU
29/03/2026
Show all

15 TEMMUZ SONRASI KADINLARIN MARUZ KALDIKLARI HAK İHLALLERİ RAPORU

8 Mart, dünya genelinde kadınların eşitlik, özgürlük ve onur mücadelesinin sembolü olan bir gündür. Ancak bu tarih, aynı zamanda birçok ülkede kadınların maruz kaldığı sistematik hak ihlallerini hatırlamak ve görünür kılmak için de güçlü bir çağrıdır. Türkiye’de 2016 yılında yaşanan şaibeli darbe girişimi sonrasında ilan edilen  OHAL sürecinde ve bu süreçte çıkarılan OHAL KHK’lar, özellikle kadınlar açısından ağır ve çok boyutlu bir insan hakları krizinin kapısını aralamıştır.

Darbe girişimi sonrasında yürürlüğe konulan olağanüstü hal rejimi, devletin yürütme gücünü genişletirken hukuki güvencelerin önemli ölçüde aşınmasına yol açmıştır. Bu süreçte yüz binlerce kişi hakkında soruşturma açılmış, on binlerce kişi tutuklanmış ve geniş bir toplumsal kesim kamusal hayattan tasfiye edilmiştir. Ancak bu tasfiye politikalarının en ağır sonuçlarından biri, kadınların maruz kaldığı sistematik hak ihlalleri olmuştur. Hamile kadınların gözaltına alınması, doğum sırasında kelepçelenme iddiaları, bebekleriyle birlikte cezaevinde tutulmak zorunda bırakılan anneler ve sağlık durumu ağır olmasına rağmen tahliye edilmeyen kadın mahpuslar, bu dönemin insan hakları bilançosunda derin izler bırakmıştır.

Kadınların maruz kaldığı ihlaller yalnızca özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarıyla sınırlı değildir. Gözaltı merkezlerinde ve cezaevlerinde çıplak arama uygulamaları, cinsel taciz ve cinsel şiddet tehditleri, kötü muamele ve psikolojik baskı iddiaları çok sayıda ulusal ve uluslararası rapora yansımıştır. Bu iddiaların önemli bir kısmı etkili şekilde soruşturulmamış; işkence ve kötü muamele yasağının mutlak niteliğine rağmen cezasızlık kültürü giderek derinleşmiştir. Kadınların beden bütünlüğü ve onuru, güvenlik söyleminin gölgesinde korunmasız bırakılmıştır.

15 Temmuz sonrasında yürütülen tasfiye politikaları, özellikle Gülen Hareketi ile ilişkilendirilen kadınlara yönelmiş; bu kadınlar yalnızca bireysel eylemleri iddia edilen fiiller nedeniyle değil, eşleri, aile üyeleri veya sosyal çevreleri nedeniyle de cezai ve idari yaptırımlarla karşı karşıya bırakılmıştır. Bu durum, kolektif cezalandırma pratiğinin cinsiyet temelli bir boyut kazandığını göstermektedir. Kamu görevinden ihraç edilen kadınlar ekonomik güvencelerini kaybetmiş; pasaport iptalleri, çalışma yasakları ve sosyal damgalama nedeniyle hem ekonomik hem de sosyal hayattan sistematik biçimde dışlanmıştır.

Bugün ortaya çıkan tablo, kadın haklarının siyasal sadakat ölçüsüne göre değerlendirildiği bir yönetim anlayışına işaret etmektedir. İktidar söyleminde korunması gereken “makbul kadın” imgesi yüceltilirken, muhalif olarak etiketlenen kadınlar ağır baskı ve cezalandırma politikalarının hedefi haline gelmiştir. Bu yaklaşım, yalnızca kadın haklarının değil, aynı zamanda hukuk devleti ilkesinin de ciddi biçimde aşındığını göstermektedir.

Stichting Justice Square tarafından hazırlanan “15 Temmuz Sonrası Kadınların Maruz Kaldığı Hak İhlalleri” raporu, Türkiye’de son on yılda derinleşen bu yapısal krizi belgelemeyi amaçlamaktadır. Raporda yer alan bulgular, kadınlara yönelik ihlallerin münferit olaylar olmadığını; aksine kurumsallaşmış ve süreklilik kazanan bir devlet pratiğine dönüştüğünü ortaya koymaktadır.

8 Mart vesilesiyle yayımlanan bu çalışma, yalnızca geçmişte yaşanan ihlalleri kayda geçirmek için değil, aynı zamanda ulusal ve uluslararası kamuoyuna güçlü bir çağrı yapmak için hazırlanmıştır. Kadınlara yönelik işkence, cinsel şiddet, kötü muamele ve ayrımcılık iddiaları görmezden gelinemez. Bu ihlaller belgelenmiştir ve hesap verebilirlik mekanizmaları işletilmeden adaletin tesisi mümkün değildir.

Dileğimiz, Türkiye’de hiçbir kadının siyasi aidiyet iddiaları nedeniyle özgürlüğünden, onurundan ve temel haklarından mahrum bırakılmadığı bir düzenin yeniden kurulmasıdır. Kadınların bedeninin, kimliğinin ve hayatının siyasal hesaplaşmaların aracı olmadığı; hukukun üstünlüğünün, insan onurunun ve eşitliğin gerçek anlamda güvence altına alındığı bir gelecek mümkündür.

Bu nedenle bugün verilen mesaj nettir: Kadınlara yönelik sistematik ihlaller unutulmayacaktır, görünmez kılınamayacaktır ve er ya da geç hesap verebilirlik mekanizmalarının konusu olacaktır. Çünkü kadınların özgürlüğü olmadan adalet olmaz; adalet olmadan da gerçek bir demokrasi kurulamaz.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

15 TEMMUZ SONRASI KADINLARIN MARUZ KALDIKLARI HAK İHLALLERİ RAPORU
This website uses cookies to improve your experience. By using this website you agree to our Data Protection Policy.
Read more