
VIOLATION JUDGMENTS DELIVERED BY THE EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS AGAINST TÜRKİYE IN THE AFTERMATH OF 15 JULY
14/07/2026TURKİYE HUMAN RIGHTS REPORT
15/07/2026On Yıllık Bir Zulüm, Harekete Geçme Yükümlülüğü
Bazı insan hakları ihlalleri dönemseldir — bir krizin aşırılıklarıdır ve kriz geçtiğinde telafi edilir. Bu raporun belgelediği ise bambaşka bir niteliktedir. 15 Temmuz 2016 olaylarının hemen ardından başlayan ve günümüze uzanan on yıl boyunca Türkiye Cumhuriyeti, devlet aygıtının tamamını — mahkemelerini, savcılarını, cezaevlerini, hazinesini ve resmî söylemini — belirlenebilir tek bir gruba yöneltmiştir: Gülen Hareketi ile bağlantılı olan ya da yalnızca bağlantılı olduğu iddia edilen bireylere. Bu, münferit ihlallerin bir toplamı değildir. Bu, bir devlet politikasıdır.
İzleyen sayfalarda ortaya konan tablo çarpıcıdır. Bireyselleştirilmiş gerekçe ve etkili başvuru yolu tanınmaksızın, kanun hükmünde kararnamelerle ihraç edilen 130.000'i aşkın kamu görevlisi. Hiçbir tanınabilir hukuki anlamda suç teşkil etmeyen fiiller — bir bankada hesap açmak, bir gazeteye abone olmak, çocuğunu ruhsatlı bir okula göndermek — nedeniyle terörle mücadele mevzuatı uyarınca gözaltına alınan, yargılanan ve mahkûm edilen yüz binlerce insan. Endüstriyel ölçekte el konulan mülkiyet. Sistematik bir uygulama olarak yeniden ortaya çıkan işkence ve kötü muame. Yurt içinde zorla kaybetmeler, yurt dışında kaçırma operasyonları. Ve tüm bunları birbirine bağlayan, bu raporun “medeni ölüm” olarak adlandırdığı durum: Bir yurttaş kesiminin — ve çocuklarının — ekonomik, sosyal ve sivil yaşamdan kasıtlı ve süresiz biçimde dışlanması.
Vardığımız sonuç hukuki bir sonuçtur ve bu sonuca kolayca varmıyoruz. Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü'nün 7. maddesi ölçütleriyle değerlendirildiğinde, burada belgelenen fiiller — uluslararası hukukun temel kurallarına aykırı hapsetme, işkence, zorla kaybetme ve hepsinden öte, belirlenebilir bir gruba siyasi ve dinî saiklerle yöneltilen zulüm — devlet politikası doğrultusunda sivil bir nüfusa karşı yöneltilmiş yaygün ve sistematik bir saldırı oluşturmaktadır. Açık ifadesiyle: insanlığa karşı suçlar.
Türkiye’nin yükümlülüklerinden habersiz olduğu da ileri sürülemez. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, burada tarif edilen uygulamaların Sözleşme’yi ihlal ettiğine defalarca ve hiçbir tereddüde yer bırakmayacak biçimde hükmetmiş; Türkiye ise bu kararları uygulamayı aynı kararlılıkla reddetmiştir. Döng&Usel “yeniden yapılanma” soruşturmaları yoluyla ne bis in idem ilkesinin aşındırılması, aile bireylerinin yakınlarına isnat edilen fiiller nedeniyle cezalandırılması ve ağır hastaların tutukluluk ve mahpusluğunun sürdürülmesi, Türk hukuk sisteminin arızaları değildir. Bunlar, o sistemin amaçlanan çıktılarıdır.
Bu rapor, bu nedenle, harekete geçme gücünü ve yükümlülüğünü elinde bulunduranlara hitap etmektedir: uluslararası mahkemelere ve sözleşme organlarına, evrensel yargı yetkisini kullanan ulusal savcılıklara, parlamentolara, dışişleri bakanlıklarına ve uluslararası insan hakları camiasına. Raporda yer alan her tespit kaynaklandırılmış, tarihlendirilmiş ve doğrulanabilir niteliktedir. Bu çalışmayı bir delil olarak sunuyoruz — cezasızlığın bugünün bir siyasi tercihi, hesap verebilirliğin ise tarihin kesin hükmü olduğuna dair inançla.
Stichting Justice Square
Temmuz 2026


